Kitap yine bir Kemal Tahir klasiği olarak elime geçtiğinde sayfaların sayısından her zaman olduğu gibi ürktüm. Zaten uzun romanlar okunmadan önce her daim bir ön yargı oluşturuyorlar. “Yorgun Savaşçı” da böyle oldu. Fakat okudukça yine aynı ön yargı yıkıldı gitti, geride ise hafızada yer eden bir roman kaldı.

Yorgun Savaşçı – Kemal Tahir

Yorgun Savaşçı – Kemal Tahir

Daha evvelden Kemal Tahir’in “Yol Ayrımı” kitabında yan karakter olan Topçu Cemil, nam-ı diğer Cehennem Topçu, bu sefer Yorgun Savaşçıda ana karakter olarak karşınıza dikiliyor.

İttihat ve Terakki mensubu olan Topçu Cemil, cepheden evine döndüğünde çoktan İttihat takımı ülkeyi savaşa sokmuş ve halk her yerde İttihatçılara kin kusmaya başlamıştı. Aynı İttihatçılar ise düşmanın işgaline karşı tekrardan bir araya gelip Osmanlı’yı kurtarmaya çalışıyorlardı. Zaten roman, İttihatçıların düşmanı püskürtme uğraşlarını anlatıyor. İzmir’in işgali ve Manisa’nın düşmesiyle kızışan işler, Topçu Cemil ve silah arkadaşlarının direnişiyle harmanlanmış bir roman buluyorsunuz karşınızda. Aynı sırada bu tarafta Cemil gibiler İstanbul’a yakın yerde milis birlikler toplamaya, Anadolu’ya silah kaçırmaya ve halkı mücadeleye ikna etmeye çalışırken diğer tarafta milli takımı diye anılan Atatürk ve arkadaşları çoktan Anadolu’ya geçmiş ve milli mücadele ateşini Anadolu’dan yakmış bulunuyor.

Topçu Cemil’in sevdiceği Neriman ile aralarında geçen nazlı diyaloglar bile öyle keyif veriyor ki anlatamam. Bunca sıkıntının arasında bir anda Neriman ile evlenen Cemil, daha Neriman ile doğru dürüst vakit geçiremeden mücadele etmek için yola çıkıyor. Eee milli müdafaa bu. Öyle sevgili, aşk, meşk dinlemez 🙂

Özellikle telgraf başında yapılan yazışmalar, ana karakter Yüzbaşı Topçu Cemil, Teğmen Faruk ve arkadaşlarının arasındaki diyaloglar sizi bir anda düşman işgali altındaki Osmanlı’ya götürüyor ve milli mücadeleye katılmışçasına heyecanlanıyorsunuz. Hele bir inzibat subayı Arap Maksut var… Her söylediği kelimeyi gülümseyerek okuyorsunuz ve karşınızda Arap Maksut’un o kendine has üslubunu canlandırıyorsunuz. Bir yandan Çerkez Ethem, diğer yandan köydeki müftüler ile ikna mücadelesi ve öbür taraftan İttihatçı doktorlar bile karşınıza çıkıyor. Bu kadar güzelliğin içerisinde size de güzelce sayfaları teker teker çevirmek kalıyor.

O dönemi biraz olsun kavrayabilmek için çok güzel bir roman olduğunu düşünüyorum. Tarihi roman bu şekilde olmalı. Zannediyorum birçok yerde günlük olarak satılan tarihi roman kisvesi altında raflara giren kitapların çoğunun tarihsel özelliği taşıdığını düşünmüyorum. Tarihi roman yazmak biraz da tarih bilgisi istiyor. Kemal Tahir’in kitabına baktığımızda ise görüyoruz ki burada kesinlikle bir tarih bilgisi var ve gerçeklerle bağdaşıklık bulunuyor.

Ne sözü uzatmaya ne de kitabın heyecanını kaçırmaya gerek var. Okumanızı büyük bir istek ile tavsiye ediyorum. Tam bir Kuva-yi Milliye romanı…

Bir Parlak Jurnal yazarı olarak, bu yazının aklimca.com sitesinde yayımlanmasından çok keyif duyuyorum. Tarihten edebiyata kadar birçok konuda yazılar yazıyoruz ama okuduğumuz her kitabı bu şekilde tanıtmaya ve anlatmaya da çalışıyoruz. Beğendiyseniz sitemizdeki kitap kategorisine de bekleriz. Çayınızı, kahvenizi alın gelin. 🙂

Bir Cevap Yazın