İnsanın üzüntüsünü yaşamasına müsaade edin be!

Kişisel kayıplar, ölümler, kimi zaman bir iş ya da belki çok sevilen bir eşyayı kaybetmek. İçimizde elem duygusu uyandırdığı reddedilmez bir gerçek. Mevzu bahsi kaybetmek.

0
2
Acıyı yaşamak lazım
Acıyı yaşamak lazım

Kişisel kayıplar, ölümler, kimi zaman bir iş ya da belki çok sevilen bir eşyayı kaybetmek. İçimizde elem duygusu uyandırdığı kesin. Reddedilmez bir gerçek bu. Değil yani çok değerli bir şeyi kaybetmek, insan yeni aldığı kalemi kaybetse üzüntü hisseder. Yazılarını yazmıştır onunla. Eli değmiştir o kaleme. Emeğinin sembolü olmuştur o kalem.

Mevzu bahsi kaybetmek. Bugüne kadar Aklımca’da kişisel, düşünsel hatta duygusal yazıları barındırma fikrine karşı soğuk bakıyordum. Ancak Aklımca bir dijital günlük ise, hayatımı temsil ediyorsa kaleme almamda bir sakınca bulunamaz sanırım değil mi. Evet bende yakın zamanda bir hikayemin daha sonuna nokta koydum. Ha ancak bu yazının bu son ile tek ilgisi var, bana düşüncelerimi tekrar hatırlatması. Başka hiç bir ilgi ve alakası olmadığını belirtmek isterim.

Ben herhangi bir varlığımı kaybettikten sonra hiç bir zaman kaybetmemişim gibi davranmadım. Ya da yerine yeni bir varoluş katmak istemedim. Üzüntümü de mutluluğum gibi yaşamak istedim. Evet, bir kayıp var. Hayat bitmedi devam ediyor. İş ilişkileri, arkadaş ve aile ilişkileri, eğitim hayatı ve sosyal hayat. Bunlar bitmedi. Ama bitmedi demek olumsuz yöne at gözlüklerini takıp olumlu gelişmelere döneceksin anlamına da gelmiyor.

Dur. Hayatın bir süreden itibaren yolundaydı ya da değildi. Bugünlerde bir elemin var. Elden ayaktan düşme. Ağlamak istiyorsan ağla. Mutlu olduğun zaman işlerini yaparken, dersteyken belki de yemek yaparken yüzün tebessümle doluysa, mutlu olmadığın bu zamanda yine bu işleri yap. Ancak tebessüm etmek, gülmek içinden gelmiyor. Yapmakta zorunda değilsin zaten. Bu sefer somurt. Somurtarak yap işlerini. Bu ne utanılacak bir şey, ne bir acizlik sembolü.

Birde şu etrafındaki insanlar var. Moral emiciler. Dünyanın başına yıkıldığını düşünüp yanında olmaya çalışan, seni güldürmeye çalışan, kendilerine moral yükseltici adını takanlar. Uzak dur. Yanına bile yaklaştırma. Acına saygı duysunlar. Acını yaşamana müsaade etsinler. En büyük saygısızlıktır. Senin acını yaşamana müsaade etmemeleri. Acını yaşamak, mutluluğunu tatmaktan farksızdır. O da bir duygudur yaşanması gereken. Acı bir gerçeği dile getirmek zorundayım. Onların bu yaptıkları senin acını erteler. Ve onların olmadığı zamanın en ince noktasında acın tekrar gelir dilinin arkalarına. Yanar, kavrulursun.

Arkadaşım kendine müsaade et. Bırak telefonu. Bırak televizyonu. Gezmeyi tozmayı bırak. Yalnız kal. Düşün. Değerlendir. Neler yaptığın geçsin aklından, bir daha olsa neyi nasıl yapardın? Bir sonuca bağla. Sadık kal. Uzun uzun düşünmeye vakit ayır. Ki bu elemden bir kazancın olsun.

Aciz insan benim lügâtımda “Ben yıkılmadım, ayaktayım.” diyen ve bunun üzerine tavırlarını değiştiren, gösteri yapan palyaçodur. “Yıkıldım ben, ayağa kalkacağım!” demek daha onurludur.

Sert oldu biraz. Bu yazı da bugünlerimden notlar olarak kalsın.

“Kapıma dayanma sakın, yakarım inan yakarım.”

PAYLAŞ
Önceki İçerikZamandan Randevu mu Alıyoruz?
30 Haziran 1997 Ankara doğumlu bir yengecim. An itibari ile Eskişehir’de yaşıyorum. Üniversite hayatıma Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi’nde devam ediyorum. İşletme ve kinci üniversitede Aşçılık okuyorum. Radyo A'da prodüksiyonda çalışıyorum. Couchsurfing ve Warmshowers üyesi Eskişehir couch’uyum. Hedefim durmadan duraksamadan kendimi geliştirmek. Yeşili, doğayı, müziği, insanları seviyorum. En özel yeteneklerimden biri sayarım: konuşmak. Bir insanın bir diğer insanı anlamaması kadar kötü tek bir şey tanırım. O tek bir şeyi geçince insanları anlamak adına her şeyi yapmayı kendime hedef edindim. Engelleri kaldırmak, bütün engelleri…

CEVAP VER